Kurumsal Hayat Girdabı

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir mücadelenin içinde buluyoruz kendimizi. Bebeklik döneminden çocukluk dönemine geçiş, çocukluk döneminden ergenlik dönemine geçiş, ergenlikten yetişkinliğe derken hayat akıp gidiyor. Her dönemin kendi içinde farklı zorlukları oluyor. Çocukken ki mücadelemizle yetişkinlikteki mücadelemiz birbirinden farklı oluyor.

İş hayatının başlamasıyla beraber bunlara bir de kurumsal hayat mücadelesi ekleniyor. Kurumsal hayatın getirdiği ağırlık ve yoğunluk kişinin gitgide kendinden ve çevresinden uzaklaşmasına sebep oluyor. İşin kötüsü insan, hayatın akışında çoğu zaman bunların farkına varmıyor. Kurumsal hayat girdabında oradan oraya savrulup duruyor. Girdaptan çıkmak için kimi zaman en dibe kadar inmek gerekiyor. İnsan girdaba nasıl girdiğini fark etmediği gibi çıkması gerektiği anı da kaçırabiliyor. Çıkmak gereken an, kişinin artık nefes almakta zorlandığı, çevresindeki güzellikleri görememeye başladığı yani suyun onu yavaş yavaş zehirlemeye başladığı andır. Suyun dibinde harcanan zaman, kişiyi şimdiden ve gelecekten gitgide uzaklaştırır. Girdabın içinde kişi nefes almakta zorlanırken ruhsal ve fiziksel ihtiyaçları da doğru orantılı olarak artmaya başlar. Girdabın içinde insan yavaş yavaş tükenmeye başlar ve bambaşka bir insana dönüşür. Kendine, ailesine, arkadaşlarına zaman ayıramayan, ihtiyaçlarını öteleyen, hayatta gerçekten ne yapmak istediğini kendine sormaktan korkan kısaca hayata karşı cesaretini yitirmiş bir insan olarak kendini bulur. Kişinin kendini bulması; hayattan, kendinden beklentilerini keskinleştirmesi, gerçekte neyi nasıl yapmak istediğini keşfetmesiyle başlar. İnsanın alışık olduğu konfor alanını bırakması, geleceğin belirsizliğini göğüslemesi, kendi için sıfırdan bir gelecek oluşturması elbette çok kolay olmuyor. Mücadele etmeyi bildiğimiz, zorluklarına alışık olduğumuz hayatı bırakmak, geleceğin belirsizliğine adım atmaktan daha kolay geliyor. Burada unutmamamız gereken, gelişim ve dönüşümün kişinin izin verdiği sürece devam ettiğidir.

Abraham J. Twerski hayat boyu yaşanan zorlukların kişinin büyüme ve gelişim sürecine etki ettiğini söylüyor ve bunu bir örnek üstünden anlatıyor. Narin ve yumuşak bir hayvan olan ıstakoz, sert ve genişlemeyen bir kabuğun içinde yaşıyor, tabii ıstakoz büyüdükçe bu sert kabuk da onu sıkıştırmaya başlıyor. Bu sert kabuk, ıstakozun kendini fazlasıyla baskı altında ve rahatsız hissetmesine neden oluyor. Istakoz kendini avcı balıklardan korumak için bir kaya oluşumunun altına gizleniyor. Gizlendiği kayanın altında kabuğunu çıkarıp atan ıstakoz, kendine yeni bir kabuk üretmeye başlıyor. Istakoz bir süreliğine kabuğun baskısından kurtulsa da, zamanla büyüdükçe bu kabuk da ıstakozu sıkmaya başlıyor. Tekrar kayanın altına giden ıstakoz, bu kez kendine daha büyük bir kabuk üretiyor. Bu döngüyü devam ettiren ıstakoz, birçok kere kendine kabuk üreterek büyümeye devam ediyor. Abraham J. Twerski, “Istakozun büyümesine imkan sağlayan tetikleyicinin onun rahatsızlık duyması olduğunu” söylüyor.

Kurumsal hayat herkesin kendine bir kabuk oluşturduğu, dış etkenlerden kendini olabildiğince korumak için mücadele verdiği bir denizdir. Bu denizin içinde pek çok avcı balık mevcuttur, kimi bu balıklardan kaçarak hayatını geçirir kimi ise bu balıklarla savaşarak geçirir. Önemli olan içinde bulunduğunuz denizde kendinizi nasıl hissettiğinizi fark etmeniz ve hayattaki en önemli şeyin kendiniz olduğunu kabullenmeniz. İçine sığındığınız kabuğu değiştirmek ve suyun derinliklerinden su yüzüne çıkmanın ilk adımı kendinizi keşfetmenizle başlar. İnsanın kendini keşfetme yolculuğunda karşısına zaman zaman engeller çıkar, önemli olan kendinize ve hayallerinize olan inancınızı kaybetmemenizdir.