AŞK

Dilimizde her kelimenin kendine özel ve toplum tarafından kullanılan belli anlamları vardır. Örneğin, “sevgi” kelimesi dilimizde Türk Dil Kurumu tarafından, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak tanımlanır. “Aşk” kelimesi ise “Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu” olarak tanımlanır. Bu iki kelimenin kişide oluşturduğu duygu ve düşünceye baktığımızda, “sevgi” kelimesi yakınlık, ilgi gibi duyguları içerirken “aşk” kelimesinde aşırılıktan bahsedilmektedir. Aşırı sevgi olarak nitelendirilen bu duygu her bireyde farklı anlam taşımaktadır. Bu kısacık kelimeyi diğer tüm kelimelerden ayıran temel özellik her bireyin bu kelimeye yüklediği anlamın farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Aşk; korku, öfke, hayal kırıklığı, umut, umutsuzluk, tutku, mutsuzluk, şefkat, kıskançlık gibi birçok duyguyu barındıran bu kelime her bireyde farklı anlam taşır.

Bütün kültür ve toplumlarda var olan aşk kavramına kuramcılar farklı yorumlar getirmektedir. Harlow, aşkı bağlanma davranışı ile ilişkilendirirken, Freud’a göre, cinselliğin yüceltilmesidir. Tennov ise, aşkı geçici bağımlılık olarak tanımlar. Fisher, aşkın bir dürtü olduğunu ve seks güdüsünden çok daha kuvvetli olduğunu söylemektedir. Yapılan araştırmalarda aşık olmuş bireylerin beyin görüntülerine bakıldığında beynin birçok bölümünün aktive olduğu görülmüştür. Bu bölgelerden en çok dikkat çeken kokain kullanıldığında aktive olan beyin bölümü ile obsesif kompulsif bozukluklarda aktive olan bölümdür.

Aşk kavramı oldukça güçlü bir kavram olup iki kişi arasında geçen ilişkiyi temsil etmektedir. Pek çok insanın yaşadığı ya da yaşamak istediği bu yoğun duygu durumu kişiden kişiye, kültürden kültüre değişim göstermektedir. John Bowlby; aşk kavramını bağlanma kuramıyla ilişkilendirmiş ve çocukluktaki bağlanmanın yetişkinlik dönemine etki ettiğini öne sürmüştür. Araştırmalar, erken dönem bağlanma stillerinin ilişkilerdeki stabiliteyi ve memnuniyet düzeyini etkilediğini gösterir. Shaver; kişilerin bebeklikteki bağlanma stillerinin, yetişkinlikte aşık oldukları kişilerle ilişkilerini belirlediğini savunur. Çocukluk çağında anne babayla kurulan sıcak ve yakın ilişkiler, yetişkinlik çağında kişilerin güvenli bağlanma stili geliştirdiklerini gösterir. Anne baba reddinin ise yetişkinlik döneminde güvensiz bağlanma stiline yol açtığı belirlenmiştir. Bu bağlamda geçmişte kurulan ilişki modelleri gelecekte kurulacak yakın ilişkilerin oluşumunda ve ilerlemesinde önemli rol oynar.

Tanıdık kayıtlar kişilerin yeni ilişki modellerinde kimi zaman farkında olmadan aynı yaşantıları tekrarlamasına sebep olabilir. Örneğin, babası tarafından reddedilen, yok sayılan bir çocuk yetişkinlikte kurduğu romantik ilişkilerde kaygılı ve güvensiz bir tutumla ilerleyebilir. Babayla ya da anneyle kurulan güvensiz bağlanma yetişkinlik hayatında farklı kişilere transfer olabilir. Bu da kimi zaman kişinin kendisini yaşadığı duygu akışına bırakmasında zorlanmasına sebep olabilir.

Aşk, kime karşı hissedileceği belli olmayan, kimi zaman adlanlandırmakta zorlandığımız, yaşadığımız duygu iniş çıkışlarını bir nedene dayandıramadığımız, vücut kimyamızda hormonal değişikliklere neden olan bir duygu çeşididir. Kişiler arası yakınlık kurma her toplumda ve her kültürde olan bir ihtiyaçtır. İnsanlar var olduğu sürece bu ihtiyaçları devam edecektir…