NEDEN ANNE OLAMIYORUM?

Toplumuzda çocuk sahibi olmak ve soyunu devam ettirmek kadın ve erkek için oldukça önemlidir. Eski çağlardan beri toplumumuzda kadının rolü, annelik ve doğurganlık kavramıyla eşleşmiştir. Kadının, annelik rolünü üstlenmesi aile kavramında tamamlayıcı bir faktör olmuştur. Özellikle toplumuzda çocuk sahibi olmak evlilik sürecinin zorunlu bir parçası haline gelmiştir. Ancak, bu süreçte kadın ve erkek zaman zaman fizyolojik ya da psikolojik sorunlara bağlı olarak çocuk sahibi olamamaktadır.

İnfertilite kavramı pek çok kişinin kullanmayı tercih etmediği bir kavramdır. İnfertilite, “12 aylık süre boyunca düzenli olarak, korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebe kalınamamasıdır.” Bu tanıyı alan pek çok kişi bu durumla başa çıkmakta zorlanır. Özellikle üreme yeteneğinin, kadına ait olduğu algısı kadınlarda psikolojik baskı yaratmaktadır. İnfertilite tanısı sadece çiftler için değil çiftlerin aileleri için de oldukça zor bir süreçtir. Bu tanı beraberinde psikolojik, sosyal, fiziksel ve kültürel pek çok sorunu beraberinde getirir. Kadının doğurganlıkla eşleştiği kültürümüzde, çocuk sahibi olamama, kadınlarda yetersizlik duygusuna ve kadınlığın sorgulanmasına sebep olur. Çocuk sahibi olmaya pek çok anlam yüklenmektedir. Statü sahibi olmak, toplumda değer ve saygı görmek kişinin “erkekliğini” ve “kadınlığını” kanıtlaması gibi anlamlar taşır. Bu süreç doğru yönetilmediğinde çiftler ve aileleri için bir yaşam krizi haline dönüşebilir.

İnfertilite sürecinde çiftler çeşitli emosyonel evrelerden geçer. Şok, inkar, suçluluk, kızgınlık, öfke, depresyon, içe kapanma, kontrol kaybı, umutsuzluk, kabullenme ve çözülme evresi izlenir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin infertilite tanısına bağlı psikolojik sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. İnfertil tanısı alan kadınlar, kendilerini fizyolojik olarak eksik, kusurlu ve yetersiz görme eğilimindedir. Çocuk sahibi olamamak, çaresizlik, başarısızlık, değersizlik, yetersizlik ve şiddetli üzüntü olarak görülür.  Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla daha fazla psikolojik zorlanma yaşadığını göstermektedir. İnfertil tanısı alan erkekler, eksiklik, yetersizlik, neslin devamını sağlayamama, sosyal rölü yerine getirememe gibi duygular yaşar.

Şok evresi, çiftler çocuk sahibi olamayacaklarını ilk öğrendikleri zaman şokla beraber yoğun bir çöküntü yaşarlar. “Kendilerini kaybettiklerini ifade etmişlerdir.” İnkar evresi, çiftler tanının yanlış konulduğunu düşünüp farklı arayışlara yönelirler. Yaşadıkları yoğun stres kaynaklı düzenli cinsellik yaşayamadıklarını ve bu yüzden çocuk sahibi olamadıklarına inanırlar. Yeni doktorlar ve alternatif tedavi yolları denenir. Anksiyete evresi, çiftler, kendilerini ilişkilerinde yetersiz ve başarısız hissederler. Eşler tarafından sevilmeme, kabul görmeme, terk edilme gibi kaygılar yaşarlar. Öfke veresi, bu evrede birey, hem kendine karşı hem de eşine öfke hissederler. Bu durumun neden başına geldiğini sorgular, cezalandırıldığını, hak etmediğini düşünür. Kontrol kaybı evresi, çiftler yapılan tıbbi araştırmalar ve uygulamalarla mahremiyetlerinin ihlal edildiğini düşünürler. Bedenleri üzerindeki kontrolü kaybettiklerini düşünürler. Suçluluk evresi, eşler çocuk sahibi olamadıkları için kendilerini değersiz hissetmektedirler. Erken yaşta çocuk sahibi olmaya karar vermedikleri veya kontraseptif yöntem kullanmayı tercih ettikleri için kendilerini ve ya eşlerini suçlarlar. Yalnızlık/yabancılaşma evresi, tedavi süreci içinde tekrarlanan yöntemlerin başarısızlıkla sonuçlanması eşler arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilemektedir. Eşlerin birbirinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Bu süreçte çiftin tedavi süreciyle ilgili ya da ne zaman çocuk sahibi olacaklarıyla ilgili sorulara maruz kalmaları, kendilerini bu sohbetten uzaklaştırmak istemelerine neden olmaktadır. Bu da zaman içinde eşlerin sosyal ortamdan izolasyonlarına neden olmaktadır.  Depresyon evresi, infertil bireye uygulanan çeşitli tedavi yöntemlerinin olumsuz sonuçlanması depresyon sürecine neden olabilmektedir. Kabullenme evresi, infertil birey artık gerçekleri kabullenmeye başlamıştır. Biyolojik yollarla çocuk sahibi olamayacaklarını kabul ederler. Çift birbiriyle tekrar iletişime geçer ve yeni tedavi yöntemlerini denemeye karar verir. Bu süreçte çocuksuz bir şekilde evliliği sürdürme, boşanma ya da evlat edinme gibi kararlara yönelebilirler.

 

Çiftlere öneriler,

  • Aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteğini almak
  • Yaşanabilecek psikolojik zorluklara karşı bir uzaman desteği almak
  • Psikolojik destek gruplarına katılmak
  • Etkisiz baş etme yöntemlerini çıkarmak, yerine yeni baş etme yöntemleri koymak
  • Spor, müzik, yoga gibi kişinin tercih ettiği aktivitelere katılması

 

Yoğun stres üreme fonksiyonlarını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla bu sürecin değerlendirilmesi sırasında stres faktörlerinin en aza indirgenmesi gerekmektedir. İnfertilite tanısı konmadan önce mutlaka bireylerin psikolojik süreçleri değerlendirilmelidir.

 

KAYNAKÇA

Koçak D. Y. (2016), İnfertilitenin Psikolojik Etkileri ve Hemşirelik Yaklaşımı